Bazen sadece birkaç dakika dinlenmek için açtığımız o ekranlardan, kendimizi daha yorgun ve eksik hissederek çıkıyoruz. Başkalarının akşam yemekleri, tatil kareleri veya başarı hikayeleri arasında gezinirken, zihnimizin derinliklerinde sessiz bir fısıltı yükseliyor: "Ben neden orada değilim? Ben neden bu kadar mutlu değilim?"

Terapi odalarımızda sıkça gördüğümüz bir gerçek var; insan zihni kıyaslamaya programlıdır. Ancak sosyal medya, bu evrimsel mekanizmayı bize karşı kullanıyor. Bizler, kendi hayatımızın tüm karmaşasını, sabahki mahmurluğumuzu ve içsel çatışmalarımızı biliyoruz. Oysa ekranda gördüğümüz, başkasının binlerce kare arasından seçtiği, filtrelediği ve dünyaya sunmaya değer bulduğu o tek bir saniye.

Kendi "mutfağımızı", başkasının "vitriniyle" kıyasladığımızda, bu yarışın kazananı hiçbir zaman biz olamıyoruz.

"Mükemmel Hayat" Yanılsaması ve Kaygı

Ekranda gördüğümüz o pürüzsüz hayatlar, beynimize "normal olan budur" mesajını gönderir. Oysa hayatın doğasında pürüzler, duraksamalar ve başarısızlıklar vardır. Sosyal medya bu doğal akışı sansürlediği için, normal olanı "yetersizlik" olarak algılamaya başlarız. Bu durum, bizi sürekli bir şeyler başarmak ya da bir yerlere yetişmek zorunda hissettiren kronik bir kaygıya sürükler. Oysa huzur, her an bir şeyler başarmakta değil, kendi hızımızla barışabilmektedir.

Görülme İhtiyacı ve Dijital Onay

İnsan sosyal bir varlıktır ve görülmek, onaylanmak en temel ihtiyaçlarımızdan biridir. Eskiden bu ihtiyacı yakın çevremizden, derin bağlar kurduğumuz dostlarımızdan karşılardık. Bugün ise bu ihtiyacı tanımadığımız yüzlerce insanın "beğenisine" emanet ediyoruz. Kendi değerimizi bir algoritmanın sonucuna veya bir fotoğrafın aldığı etkileşime bağladığımızda, içsel dengemiz pamuk ipliğine bağlı hale gelir. Terapi sürecinde amaçladığımız şey; bu onay mekanizmasını dışarıdan alıp, kişinin kendi iç dünyasına geri kazandırmaktır.

Bir Terapi Notu: Kendine Dönmek

Eğer o sonsuz kaydırma sırasında göğsünüzde bir sıkışma hissediyorsanız, bunun bir eksiklikten değil, bir illüzyondan kaynaklandığını hatırlamak zordur ama hayati önem taşır. Ruh sağlığı, her an bir şeyler başarmak veya her an "ışıldamak" değildir. Ruh sağlığı; yorulmaya, durmaya, üzülmeye ve sıradanlığa da alan açabilmektir.

Kendinizi başkalarının kurgulanmış anlarıyla tartmayı bıraktığınızda, aslında olduğunuz halinizle ne kadar değerli olduğunuzu fark etmeye başlarsınız. Bazen en büyük iyileşme, o ekranı kapatıp kendi gerçekliğinizin sesini dinlemekle, o anki yorgunluğunuza veya hüznünüze sadece "bakabilmekle" başlar.

Eğer bu kıyaslama döngüsü hayatınızda aşamadığınız bir yük haline geldiyse, bu süreci birlikte anlamlandırmak ve kendinize olan şefkatinizi yeniden inşa etmek için buradayız.

Powered by Froala Editor